Günde beş defa, gerek uykunun en tatlı yerinde, gerek işinin en yoğun anında insanı nefsi ve şeytanla savaşmak durumunda bırakan ibadet; Namaz. Sıradan bir ritüelin ötesinde, bir olmak, buluşmak…

Nefislere belki zor geliyor fakat hakkıyla kılan için cennetin müjdelendiği, Peygamber Efendimiz(s.a.v.)’in ‘gözümün nuru’ diye adlandırdığı bir ibadet olması sebebiyle nefsi ayaklar altına almaya fazlasıyla yeterli..

Zahiren yapılması en kolay ama ruhen bir o kadar zor geliyor insana. Mesela bir abdest ve bir vakit namaz taş çatlasın onbeş dakika sürer. Bu insana yapılması esnasında çok fazla bir yorgunluk vermez ama çoğumuz tembellik yaparız. Halbuki birisi şurada iki saat dikil sana yüz lira vereceğim dese iki değil dört saat dikiliriz.

Ama namazdaki lezzeti alan kişi onda ki huşu ve huzuru açıklanmaz, açıklama gereği de duymaz zaten. Allah biliyordur, yeterlidir. Ruhunu birazcık olsun dinlendirmek, bu kirli dünya hayatından uzaklaşarak Rabbine yaklaşmak isteyenlere bir fırsattır namaz..

Ayrıca irade işidir namaz. Yegane sebep de inanmışlıktır, bu da imândan gelir. İnsan sadece inandığı ve gerçek manada imân ettiği için bu iradeyi sergiliyor, kendinde bu gücü bulabiliyor.

Düşünmeliyiz; beş vakit namaz en fazla bir saatimizi alır gün içinde ? Bizi yaratan bize yirmi dört saat vermiş, O’nun için günde bir saat ayırmışız çok mu ? Günün yirmi üç saatini bu ebedi olmayan dünya için, kalan bir saati de ebedi alem için değerlendirmek gerçekten çok zor mu ? Ya da bunu yerine getirmemek akıllı insan işi mi ?