İsrail’den evvel düşman; İran – 1

Makaleler
7 Şubat 2016
2.614 OKUNMA
15 YORUM
Facebook
Twitter
Google +

iran

Daha önce bu yazıyı yazmaya çok niyetlendim fakat belirli gerekçelerle vazgeçmiştim. Ama özellikle son birkaç yıl içerisinde gerek çevremde gerek sosyal medya üzerinde gerekse köşe yazarlarından yöneticilere kadar artan İran hayranlığı üzerine düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Amacım mezhepler üzerinden söylemler üretmek değildir. Düşüncelerime katılırsınız yada katılmazsınız, fakat ben karşıt düşünceleri dinlemekten memnun olacağımı şimdiden belirteyim.

İran’ın İslam coğrafyasına duyduğu kin ve öfke 633 yılına kadar dayanmaktadır. O zamanlar dünyaya egemen iki güç Bizans ve Sasani ( İran ) imparatorlukları vardı. Dünya bu iki güçlü imparatorluk arasında paylaşılıyordu. Fakat İslamiyet’in Arabistan dışına yayılmaya başlamasıyla İran ile sayısız savaş yapılmıştı. 633 yılında ilk savaş başlamış ve birbirini takip eden 9 savaş da büyük İslam kumandanı Halid bin Velid’in zaferiyle sonuçlanmıştı. Yine Hz. Ömer döneminde bozguna uğratılan Sasaniler, Hz Osman halifeliği döneminde tamamen feth olunur ve İran toprakları İslam coğrafyasına dahil olur. Bugüne kadar ulaşan kin ve nefretin temeli bu yıllara aittir.

Bu dönemlerde iç karışıklıkları fırsat bilen Abdullah İbn-i Sebe isimli yahudi, fitne faaliyetleri ile islam coğrafyasına günümüzde gördüğümüz ayrılıkların tohumları atar ve Şii’lerin doğuşuna sebep olur. Ve bu Şii inancı Zerdüşt inanışlarından ve Pers geleneklerinden tam kopamayan İran coğrafyasında çok çabuk kabul görür ve hızla yayılır. Günümüze geldiğimizde İran nüfusunun dinî yapısına baktığımızda %90’ını Şii inancına sahip olduğunu görüyoruz. ( Bkz. Wikipedia/İran/Dinler )

Peygamberimiz (s.a.s) “Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak, bunların içinden bir fırkası ehl-i necat olacaktır.” buyurmuş.
Ashab sormuşlar: “Yâ Resûlâllah, o kurtulan fırka hangi fırka olacaktır?”

Şöyle cevap vermiş: “Benim sünnetimden şaşmayanlar kurtulanlardan olacaktır! Yâni Ehl-i sünnet ve cemaat mensuplarıdır.” (Tirmizi, İman,18; İbnu Mace, Fiten, 17)

Olaya yukarıda yazılı hadis ışığında baktığımızda aslında pek de söyleyecek bir şey kalmıyor. Hadis’de Peygamber Efendimizin buyurduğu gibi, ahirette kurtuluşa ereceklerin Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat itikadına sahip kimselerin olduğunu belirtiyor. Dikkat etmemiz gereken nokta şurası “Benim sünnetimden şaşmayanlar kurtulanlardan olacaktır!” dedikten sonra sanki bugünlerin geleceğini biliyor gibi “Yâni Ehl-i sünnet ve cemaat mensuplarıdır. ( Benim ve Eshabımın yolundan gidenlerdir )şeklinde tamamlıyor. Çünkü şimdilerde sapkın ve ehli sünnet dışındaki tüm gruplara baktığımızda kurtulacak fırkanın kendi fırkaları olduğunu söylemekte.

Bugün sadece dört hak mezhebin (Hanefî, Mâlikî, Şâfiî, Hanbelî) dışında Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat  itikadında olan bir mezhep olmadığını da bilmekteyiz.  Yani şii inancına sahip olan İran; Ehl-i Bid’a dediğimiz Hazret-i Peygamberin getirdiği hükümleri ve Kur’an’ın emirlerini kendi arzularına göre yorumlayan ve Sünnet yolundan sapan bir gruptur.  Şu anda Şii’lere göre Hz Ali’nin halifelik hakkının Hz Ebubekir, Hz Ömer ve Hz Osman tarafından elinden alındığı düşünülmektedir. Bu yüzden bu halifelere ağza alınmayacak küfürler, beddualar ve lanetler okunmaktadır. Fakat başta dediğimiz gibi bu kin ve öfkenin altında Hz Ali’ye duyulan sevgi değil, Pers topraklarını İslam topraklarına katan halifelere olan düşmanlık olduğu aşikardır. 

Ve son olarak sözde şeriat ile yönetilen İran’ın ve Şii inancında olanların ashab ve üç büyük halife hakkında söylemlerine biraz araştırma yaparak çok çabuk ulaşabilirsiniz.

Facebook
Twitter
Google +
YORUMLAR

  1. Yunus Emre kardeşim ellerin dert görmesin inşAllah güzel yorumlamışsın. 2 gün önce amcam gibi sevdiğim aile dostumuz Umre’den geldi hanımı ile. Çok şükür o mübarek toprakları gördüler ve bize de heyecanla anlattılar. Bizim ziyaretine gittiğimiz gün dedem yaşında emekli bir tarih hocası olan komşumuzda İran konusunda benzer görüşlerini dile getirdi. Şeriat hükümleri altında yönetilmesi, rejimin adına Şeriat denilmesi kadar tuhaf bir anlayış olamaz. İran’la Türkiye olarakta yıllardır yıldızımız barışmıyor ne yazıkki..

    • Allah kabul etsin Umrelerini inşallah :)
      Bana göre oldukça tehlikeli boyuta geldi fakat kimse bu tehlikenin farkında değil. Bir taraftan Vahhabiler bir taraftan Şia’lar..

  2. Yazınızın sonunda da belirttiğiniz gibi Hz. Ali dışında ki diğer 3 halifeye ağza alınmayacak küfürler ve hakaretler etmekteler. Osmanlı zamanında da İran ile birçok savaş yapılmıştır. Günümüzde ise Türkiye’nin yanında olmaktansa Ruslarla, Amerikanlarla Ermenilerle ve diğer Türkiye düşmanı ülkelerle birlikte hareket ediyorlar. Allah c.c akıl fikir versin.

  3. Hz. Ali dışında ki diğer 3 halifeye ağır hakaretler etmekteler. Osmanlı zamanında da İran ile birçok savaş yapıldı. şuan ise Türkiye’nin yanında olmaktansa Ruslarla, Amerikanlarla Ermenilerle birlikteler

  4. Semihaya katılıyorum +1

  5. siyasi veya dini görüşlerini irana dayandıran veya onları savunan ciddi bir grup var malesef ülkemizde
    hem iran hem mısır el-ezher yıllarca ilahiyat fakültelerimize ehl sünnet itikadı üzere olmayan profesörler yetiştirdi dikkat etmek lazım güzel yazı için teşekkürler emre hocam

  6. Burada görünmeyen gerçeklere değinilmiş. Anlayana…

  7. Peki bu saatten sonra bunlarla birlikte bir islam ümmeti kurulamaz mı? Bir büyük İslam projesi kuramaz mıyız? Bu projede illa birileri dışarıda mı kalmalı?
    Saygılar

  8. Önemli bir konuya, önemli yorumlar katarak güzel bir makale oluşturmuşsun. Umarım anlayabilenler çıkar. Teşekkür ederim.

  9. ehli sünneti sonuna kadar savunan bu güzel makaleniz için çok teşekkür ederim

  10. Türkiye’de Osmanlı’dan kalan bir hastalık sanırım İran’ı kötüme hastalığıdır.Akla yatan tarafı şu Osmanlı Halifelik makamını etkin kullanmak için Sünniliği kullanmıştır.İran’da Şiirli siyasi bir güç olarak kullanmıştır.Ayrıca İran İsrail konusuda da nettir.Türkiye ve Mısır gibi ki Camp Davit’te israili ilk tanıyan devlet Mısır’dır daha sonra Türkiye’de katılmıştır.İran hala İsraille mücadele eden bir devlettir.Diğer eleştirilerin konusunda eleştirilebilir yanları vardır elbet ama kalkıp İsrailden evvel düşman ilan etmek büyük laf bence.Bir de şu var, dört halifeye küfretmeleri falan mevzusu, içlerinde gerçekten namaz kılan oruç tutanlar da var.Türkiye’dek aleviler içinde de ne namaz kılan ne oruç tutan ne de ehli beyt inancı olan aleviler var.Şimdi kalkıp Türkiye’yi bunlar üzerinden “dinsiz”ilan etmek nasıl yanlışsa bu da yanlıştır.
    Not: Alevi değilim,İranla uzaktan yakından alakam yok tee Urfalıyım:) yazında bazı noktlarda haklısın ama bence İsrail’den evvel düşman ilan etmek büyük laf.Filistin’deki neredeyse tüm örgütleri eğiten,onlara silah veren tek ülke İran.

    • Aslında yorumun ile benim yorumum aynı minvaldedir. İsrail bizim açık düşmanımızdır fakat müslüman bir ülkede yaşamamıza rağmen İran’ı dost görenlerimiz vardır. İran gizli düşman olması sebebiyle İsrail’den evvel düşmandır demek istiyorum.
      İran’ı ayakta tutan İsrail, İsrail’i bölgede bir güç haline getiren bana göre İran’dır :)

      Ve ben bir ülke ve insanları üzerinde bir genelleme yapmıyorum. Benim ne haddime ki o ülke insanları dinsizdir gibi bir tabir kullanayım, kullanamam da. Zira bir ülkenin politikalarını eleştirmek, o ülkenin insanlarını eleştirmek ile aynı şey değildir.

  11. Yukarıdaki yorumda İran’nın, İsrail’i bir bölge gücü yaptığından bahsetmişsin. Bana kalırsa İran İsrail’in bölgenin en büyük gücü olmamasında büyük bir etken. Tabi bu demek değildir ki İran bizim dostumuz…

  12. etkin kullanmak için Sünniliği kullanmıştır

Yorum yaparak bu yazıdaki tartışmaya katılın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*